Anasayfa  |  Favorilerime Ekle  |  Hakkımızda  | İletişim  |  Reklam Bugün:   
Aktif Ziyaretçi: 5  
Taksonomi
Virüsler
Bakteriler
Mavi-Yeşil Algler
Protistalar
Mantarlar
Bitkiler
   Çiçeksiz Bitkiler
   Çiçekli Bitkiler
Hayvanlar
   Süngerler
   Sölentereler
   Yumuşakçalarlar
   Solucanlar
   Eklembacaklılar
   Derisidikenliler
   Balıklar
   Kurbağalar
   Sürüngenler
   Kuşlar
   Memeliler
Genetik
Ziraat
Ekoloji
Biyoteknoloji
Komikler
Kitaplık
Bulmaca
EBA
Üniversite Adresleri
Karasu Rehberi
Dost Siteler
Şifalı Bitkiler
Besinler ve Beslenme
Hastalıklar
Vücudumuz
Vücudumuzdaki Sistemler
Anatomi Atlası
Anatomi Levhaları
biyolojiterimleri.com

 » YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARI
 » Giriş

  Yirmi yıl önce ham petrolde yaşanan kriz, gelişmiş ülkeleri alternatif enerji kaynaklarını araştırmaya yöneltmiştir. Gerek güneş ve gerekse de rüzgâr enerjisinden elektrik elde edilmesi üzerine yapılan araştırma ve geliştirme çalışmaları her iki teknolojiyi de günümüzde nükleer santraller ile boy ölçüşebilir duruma getirmiştir. Nükleer enerjide araştırma veya geliştirme ağırlıklı olarak atıklarının depolanması konusunda devam ederken, güneş ve rüzgârdan elektrik enerjisinin elde edilmesi hızla gelişmekte, gerek çevre sağlığını ve gerek insan sağlığını olumsuz etkilemediğinden dolayı da tüm dünyada hızla yayılmaya ve uygulama alanları bulmaya başlamıştır. En büyük avantajı da ekolojik dengeyi herhangi bir şekilde etkilememeleridir. Gerçek bir çevre dostudurlar. Güneş ve rüzgâr ve de akarsu enerji kaynağı olarak yenilenebilir enerji kaynaklardır. Yani, bu kaynakların zaman içerisinde herhangi bir şekilde tükenmeleri ve azalmaları söz konusu değildir. Ancak, kömür, petrol ve doğal gaz gibi kaynaklar tükenmeye mahkûm enerji kaynaklarıdır. Her geçen gün bu kaynaklar azalmaktadır. Tüm dünyanın bildiği bir gerçek, en geç yirmi yıl sonra dünyada ham petrol kaynaklarının tükenme noktasına geleceğidir. Aynı şekilde nükleer santrallerin temel enerji kaynağı olan uranyum ve thoryum da belirli zaman sonra tükenmeye mahkûmdur. Bu kaynakların ömrü 100 yıl olarak tahmin edilmektedir. Gerek uranyum ve gerekse de thoryum stratejik birer madde olmaları bakımından, savaş veya siyasi menfaatler söz konusu olduğu taktirde bu maddelere ambargo veya sınırlama getirilebilir. Kısaca, nükleer enerji aynı zamanda bir bağımlılıktır. Böyle bir durum güneş ve rüzgâr ve de akarsu için söz konusu olamaz. Bir başka önemli nokta şudur; Nükleer santraller 1986 yılından beri hiçbir gelişmiş ülkede kurulmamıştır. Nükleer Santralleri tüm dünyada kurabilecek birkaç tane firma vardır. Türk sanayicisi nükleer santral teknolojisine yatırım yapamaz ve bu konuda know-how elde etmesi çok zordur. Ancak, güneş ve rüzgâr enerjisinden elektrik eldesi ile ilgili olarak hem yatırım yapabilir, hem geliştirebilir hem de insan gücüne dönük geniş iş sahaları açarken de bu teknolojinin ihracatında yapabilir.

  Nükleer santrallerin güvenliği birinci sırayı almaktadır. Bu noktada göz ardı edilmemesi gereken bir noktada şudur; Ne kadar güvenli yapılırlarsa yapılsınlar, bu santrallerde çalışan insan hatası önemli bir noktadır. Çünkü nükleer santrallerde meydana gelen kazaların çoğunda insan faktörü etken olmaktadır. Örneğin, 1979 da Harrisburg, 1986 da Tschernobyl nükleer santral kazaları insan hatasına bağlı kazalardır. Nükleer santrallerde radyoaktif ışımanın neden olduğu malzeme yorgunluğunun kesin olarak hesaplanamaması veya belirlenememesi ayrı bir risk faktörüdür (Fellenberg G.). Tschernobyl kazası, malzeme erimesine karşı emniyet payı büyük tutulmasına rağmen, ergimenin oluşmuş olması, nükleer santrallerde büyük tutulan emniyet payının ne kadar güvenilir olduğunu da tartışmaya açmıştır. Türkiye’nin %90’nının deprem bölgesinde olduğunu göz ardı etmememiz gerekir. Böyle bir nükleer santralin depremden zarar görmesi demek, Türkiye ve komşu ülkeleri için gerçek bir tabiat felaketini oluşturur. Savaş veya terör durumunda da hedefler genelde bellidir. Yurt dışından gelen turistler tatillerini güvenli ve sağlıkları açısından riziko taşımayan bölge ve ülkeleri seçmektedirler. Hatta çevreye önem veren ülkeleri tercih etmeleri de rol oynamakta. Günümüzde halen nükleer santral atıkları ile ilgili depolama problemi çözülememiştir. Yakın bir gelecekte de çözülme ihtimalide yok gözüküyor.

  1200 MW gücündeki bir nükleer santralin tamamlanması için geçen zamanda önemli bir kriterdir. Ortalama 6–7 yıldır. Aynı güçte rüzgâr veya solar-termal bir tesis en geç 2,5 yılda devreye alınabilir.

Ana Menü



www.BiyolojiDunyasi.com  © 2004-2016 Her hakkı saklıdır. Sponsored by:Markum.net  sitemap Dost Site Ekle  |  Reklam  |  İletişim





ip adresi